• AKÇİĞERİNİZ İLE İNATLAŞMAYI

  

AKÇİĞERİNİZ İLE İNATLAŞMAYI
Köşe Yazarı: Filiz BAHÇIVAN Okunma: 106319 Tarih: ARŞİV

Bundan beş yıl evvel bana “Hangi organın seni daha çok korkutur?” diye bir soru yöneltmiş olsalardı; vereceğim cevap kalp olurdu.Nedeni ise kalp en hassas organımızdır. Anî ölümleri tetikleyen organların başında geliyor. Kalp krizi yalnız benim değil genel olarak herkesin korkulu rüyasıdır. Ben en büyük fobilerimden biri olan kalp krizi ile cebelleştiğim sırada hiç düşünmediğim, hatta tanımadığım bir organımızla acı bir şeklide tanıştım.rn

      Akciğer di tanıştığım organ. Ne işe yaradığını vücudumuzun hangi bölgesinde olduğu dışında pek bir bilgim yoktu. İlk babamın doktorundan duymuştum akciğer kanserini. Hani o çok korktuğum en büyük fobim olan kalp krizine bile meydan okur olmuş ve çok dua etmiştim şuan bir kalp krizi geçirsem de şuracık da ölsem diye. 
      Aslında ölmem de sonucu değiştirmeyecekti biliyorum. Bu yüzden kolları sıvayıp işe koyulmam gerekiyordu. Yaptığım ilk iş, hiç tanımadığım, bilmediğim hastalığı enine boyuna araştırmak oldu. Nasıl meydana gelir, daha çok kimlerde nükseder, nasıl ilerler ve tedavileri nelerdir? Yaklaşık üç yıl hiç durmadan hastalığı inceledim. Gazete, televizyon ve internet tek arkadaşım, tek dostum olmuşlardı ve bu süre içerisinde her uyandığım sabah da bugün dostlarım bana beklediğim mucize haberi verecekler diyordum. Ne yazık ki ben o haberi hiç alamadım. Umuyorum ve diliyorum ki başka hasta yakınları mucize haberiyle uyanırlar bir gün.
      Öncelikle hastalık nasıl başlamıştı onu araştırmalıydım. Babam 40 yıl boyunca hiç aralıksız günde iki paket sigara içen biriydi. Artı kapalı ve sigara içilen bir ortamda kırk yıl emek vermişti. Kahvehanesi vardı ve temiz havayı orada bulmak mümkün değildi. 
 
        Her akciğer kanseri hastası gibi bizde uzun zaman hastalığı fark edemedik. Taki  babam prostat ameliyatı olana kadar.
rnHayat sürprizlerle dolu derlerdi de inanmazdım. Ne kadar doğru söylemişler oysa. Ben prostatı araştırırken öğrendiğim ve beni rahatlatan haberlerle avunduğum sırada hayatımın en kötü sürpriziyle karşılaşmıştım. Akciğer kanseriydi sürprizin adı.
 
       Akciğer kanserinin en önemli özelliği, hastalık için erken bir belirtinin olmaması ve sinsi bir şeklide ilerlemesidir. Bu nedenle birçok hasta tedavi için çok geç kalıyor. Neydi hastalığın belirtileri? İkinci işim bunu araştırmak olmuştu. Belirtileri (Öksürük nöbetleri yani sık sık kuru şekilde öksürmek, kanlı balgam, iştahsızlık aşırı kilo kaybı, nefes darlığı ve son evrelerde kemiklerde meydana gelen ağrılar…)  Yaptığım araştırmaların sonucunda babamın hastalığın son evresinde olduğunu anlamıştım ve yapılacak hiç bir şey kalmamıştı. 
      Ben bu yazımda devlet hastaneleri yönetimine ve çalışanlarına bir kaç soru sormak istiyorum. Sizler neyin peşindesiniz? Nedir amacınız? Hipokrat yemininize ne oldu? Hangi aklınıza hizmet bir kaç aylık ömrü kalan hastaya dalga geçer gibi bir yıl sonrasına tahlil günü verebiliyorsunuz?
       Doğru okudunuz ne yazık ki ülkemizde böylede içler acısı bir durum var. Hastalığının tam teşhisi konulamadan hayatını kaybeden binlerce kanser hastası var. Milletvekili maaşları, ulaşımı hızlandırma çalışmaları, vs… son hızla devam ederken devlet bir şeyi unutuyor. Hastanelerde olmayan cihazlar yüzünden geç konulan teşhis sebebiyle ölen insanlar. Yani ulaşım hızlanıyor belki ama bu ulaşıma gidecek insanlar yok oluyor. Yola insan gerek, İnsana da insanca muamele.
         Babamı kaybettikten altı ay sonra tesadüfen elime geçen tahlil randevu kâğıdı, ağlanacak halimize gülmeme sebep olmuştu. Babam toprak olmuştu, ama tahlil gününe henüz üç ay vardı. Bizim için artık hastalığın son evreleriydi ve hastalığın en zorlu dönemine girmiştik. Sabır bize en çok lâzım olan ilâçtı. Sancılı geceler, öksürük nöbetleri ve uykusuz geçen uzun  geceler.
rn“Erkek adam ağlar mı?” sorusuna insanlar yıllarca cevap ararken ben bire, bir şahit olmuştum. Evet, babam ağlıyordu. Nasıl? Şiddetli bir ağrıydı ki yıllarını, gururundan ödün vermeden yaşamış bir adamı bile ağlatabilmişti? 
        Çok sancısı olduğu bir gün babama sordum. Çocukça bir soruydu benimki biliyorum, ama merak ediyordum. Bir erkeği bile ağlatacak kadar acı çektiren sancıyı bilmek istiyordum.
rnBabam bana tarif etmeye çalıştı. “İçimde kocaman bir canavar var ve kemiklerimi kemiriyor. Her bir ısırığında bin kez ölüyorum” demişti. Aslında o sorunun cevabı benim için çok önemliydi, aynı sancıları bende çekmek istiyordum. Babamın hissettiği acıyı, onunla beraber yaşamak istiyordum. Öylede yaptım…
       O denli adapte olmuşum ki acıya babam sancılandığı zamanlarda kulaklarımı tıkıyordum sesi duymamak için, çünkü aynı sancıyı bende yüreğimde duyuyordum. 
        Babam akciğerine iyi bakmamıştı. Akciğer intikamını en acı şeklide alıyordu babamdan. Son nefesine kadar da acı çektirdi. Akciğeri ben çok iyi tanıdım. Kindar bir dosttur. Onunla inatlaşmadığın sürece sorun olmaz sonuna kadar yanında olur. En ufak bir hatanda ise peşini bırakmaz ve canın bedenden çıkana kadar seninle uğraşır. 
rnBen bunu öğrendim yaşadıklarımdan. Öğrendiğim bir diğer konu ise sağlığımızı ciddîye almayıp, kendimize yeterli özeni göstermeyişimizdir. 
         Biz Türk halkı olarak sağlığımızı düşünmez doktorları pek sevmeyiz. Doktora görünmek için ağır hasta olmamız gerekir gibi ters davranışlar sergileriz. Bazı konularda bilinçlenmemizin zamanı geldi diye düşünüyorum. Çok geç olmadan.  

 

Güncel Haberler Arşivi
Siyaset Haberleri Arşivi
Spor Haberleri Arşivi